www.FaniDunya.Net |HUZURUN, DOSTLUGUN, KARDEŞLİGİN EN GENİŞ PAYLAŞIMIN TARAFSIZ, KALİTELİ, DEVAMLI HİZMETİN ADRESİ

FANİDUNYA NET TARİH, KÜLTÜR, SANAT, EDEBİYAT => KÖŞE YAZARLARI - KARMA => Fatma Tuncer => Konuyu başlatan: fanidunya NET - Aralık 03, 2022, 07:40:13 ÖÖ

Başlık: Keşke Anlayabilseydiniz
Gönderen: fanidunya NET - Aralık 03, 2022, 07:40:13 ÖÖ
Keşke Anlayabilseydiniz

İki kişi bir araya geldiğinde sözü döndürüp dolaştırıp gençlere getiriyor ve çocukların saygısızlığından, bencilliğinden, hazırcılığından, söz dinlemezliğinden, kontrolsüzlüğünden şikâyet edip, aralarına buzdan dağlar örüyorlar. Buzdan dağlar diyorum çünkü her fırsatta sözden bombalarla vurduğunuz çocuklara ulaşma şansınız olmayacaktır. “Gül ağacının kokusu üzerinde barındığı toprağa siner” der Şirazi, biz nasıl yaşıyorsak gölgemizde büyüyen çocuklarımız da bu doğrultuda hareket edeceklerdir. O nedenle çocukları değerlendirirken zaaflarımızla birlikte çağın getirdiği sorunları da dikkate almak zorundayız.

Yaşlarının getirdiği avantajı kullanarak gençlere yüklenen yetişkinler, eleştiride hiçbir sınır tanımıyor ve yaşanan çatışmayı alevlendirerek iletişimin önünü tıkıyorlar. İstikbalimiz gençlerin omuzlarında yükselecek diyorlar, yarınlarımız çocuklarımıza emanet diyorlar ancak umut bağladıkları çocukları beceriksiz, saygısız ve ileriyi göremeyen varlıklar olarak değerlendiriyor ve yerden yere vuruyorlar.

Yaşınızın getirdiği imtiyazları kullanarak gençleri suçluyorsunuz… Peki, sorunun kaynağı sizin çözemediğiniz içsel çatışmalarınız olabilir mi acaba? Ne yazık ki onaramadığınız travmaların altında eziliyorsunuz ve kendinizle olan kavganızı çocuklarla ilişkilerinize yansıtıyor ve vurdukça vuruyorsunuz.

Kendinize vermekten kaçındığınız sevgiyi çocuklardan da esirgiyor ve sesinizi yükselterek iç sesinizi bastırmaya çalışıyorsunuz. Ama çocuklar sizin stres topunuz değil ki? Onlar sizin mülkünüz de değil. Siz sadece onların bakımı ve terbiyesi ile sorumlu tutulmuş ebeveynlersiniz, bunun ötesine geçtiğinizde hak ihlaline yol açarsınız.

Görüyorsunuz; gençler hallerinden memnunlar ama yetişkinler sürekli yakınma halindeler ve küçük meseleleri büyüterek sorun üretiyor ve sizi de bu kapsama çekmeye çalışıyorlar.  Elbette ebeveynler çocukları üzerinde belli haklara sahipler ancak itici, rencide edici, tahrip edici bir dil kullanıp çatışmaya sebebiyet verdiklerinde hiçbir fayda elde edemedikleri gibi çocukları tamamen kaybediyorlar. O nedenle anne-babalar gençlerin sorunlarını bugünün şartları dâhilinde değerlendirmeli ve sevgiyi bir araç olarak kullanmalıdırlar.

Gençlerin soru sormalarından ve yönlerini geleceğe dönmelerinden rahatsızlık duyan yetişkinler onlarla ilişkilerinde eleştirel bir dil kullanarak mesafeyi açıyorlar. Yetişkinlerin bu tavırları gençlerde olumsuz bir yargı oluşturuyor ve onların kendilerini hiçbir zaman anlamadıklarını, bundan sonra da anlayamayacaklarını düşünüyorlar. Aslında her fırsatta dile getirdikleri ve ihtiyaç duydukları şey sadece bu: Anlaşılmak, anlaşılmak, anlaşılmak…

Yetişkinler yaşlarının getirdiği avantajı abartılı şekilde kullanıp gençlere sürekli nasihat ediyor ve bu şekilde faydalı olabileceklerine inanıyorlar. Fakat bu yöntem bugünün çocukları için geçerli olmuyor. Kırk yıl önce gençler itaat odaklıydılar ve büyükler bir şey söylediklerinde sorgulamadan alır ve tatbik ederlerdi.

Bugün çocuklar niçin, neden diye soruyor ve teferruatlı bilgiye ihtiyaç duyuyorlar. Peki, bu erişkinleri niçin rahatsız ediyor? Bırakın onlar sorsunlar siz bıkmadan usanmadan cevap verin, onlar hayallerinden bahsetsinler siz cesaretlendirin, onlar toplumun sorunlarını analiz edip çözüm önerilerinde bulunsunlar siz destekleyin.

Yetişkinler gençlerin sorunlarını gözlerinde büyütüp her fırsatta eleştiriyorlar peki gençler ne bekliyor, ne istiyorlar? Onlar bunca dışlanmaya, eleştiriye, horlanmaya rağmen ümitlerini kesmiyor ve büyüklerin kendilerini geç de olsa anlayacaklarına inanıyorlar.

Onlar sadece anlaşılmak istiyorlar. Anlamak ve anlaşılmak ne kadar önemli! Ne kadar sıcak kavramlar değil mi? Ve kulağa ne kadar da hoş geliyor! Ama ne yazık ki toplumun hemen her kesiminin yoksunluğunu hissettiği bir şey bu. Biz anlamak yerine eleştirmeyi tercih ediyoruz. Zira anlamak karşı tarafın duygularıyla kardeş olmak ve yükü paylaşmaktır. Anlamak sevgiden köprüler kurmaktır, eleştiri ise bu köprüleri yıkan, tahrip eden bir tavırdır. Ne yazık ki insanlarımız kolay olanı seçiyor ve yapmak yerine yıkıyorlar.

Fatma Tuncer.

RADYO  FANİDUNYA FM.
www.fanidunya.net