Konu Bilgileri Kisayollar
Konu Basligi Hidayete Erdikten Sonra Da Kalplerimizin Kayabileceğini Unutmayalım!
Cevaplar 0
Sonraki Sonraki Konu
Goruntuleyenler0 ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Goruntulenme 182
Onceki Onceki Konu

Gönderen Konu: Hidayete Erdikten Sonra Da Kalplerimizin Kayabileceğini Unutmayalım!  (Okunma sayısı 182 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı gurbetciyim

  • Kıdemli Üye
  • ****
  • İleti: 514
Hidayete Erdikten Sonra Da Kalplerimizin Kayabileceğini Unutmayalım!


“Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen.” (1)

“Her bir nefsin hayırdan yaptıklarını hazır bulduğu ve her ne kötülük işlediyse onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını istediği o günü (düşünün). Allah, sizi kendisinden sakındırır. Allah, kullarına karşı şefkatli olandır.” (2)

İslam’ı öğrenmek, yaşamak ve yaşatmak için gösterilen gayret ve fedakârlıklar esnasında karşılaşılan sıkıntıların ne kadar lezzetli olduğunu, başka kardeşlerin de ne derece gayret ve fedakârlıklarına sebep olduğunu yaşayanlar bilir.

Kendi muhasebesini yapan ve geçmişini değerlendiren her kardeşimiz, her okuyucumuz; İslam ve Müslümanlarla tanışması, günahlara bulaşmaması, bulaşmışsa bile uzaklaşması için kendisinin inisiyatifi dışında etkenlerin, gelişmelerin ve esbabın hazırlanmış olduğunu görecek. Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam’ın ilk arkadaşlarını ve onlardan sonra günümüze kadar İslam’a hizmet eden şahsiyetleri okuduğumuz zaman bunu görüyoruz. Yani Cenab-ı Allah, kereminden onu İslam dini ve davasıyla müşerref kılmış, hizmet etmesi için onu korumuş, dini ve davasına hizmet etmeye layık bir fert olması için esbabı hazırlamış olduğunu görüyoruz.

Bu şekilde korunan, hazırlanan ve hizmet eden Müslümanlar tarihin her döneminde bir tehlikeyle, bir sıkıntıyla karşılaştıklarında önde yer almışlar, önde gözükmüşlerdir. Onları tanıyanlar onları önde görmek istemişlerdir. Uhud Savaşı’nda, Huneyn Savaşı’nda Müslümanlar’ın çoğunun telaş içerisinde dağıldıkları bir sırada Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam’ın seslenmesi anında onu korumak için ileri atılanlar; en zor durumda onun yanında yer alanlar olmuştur. Her zaman, her dönem ve her yerde genelde böyle vakidir.

Yüce Allah’ın dinini ve davasını, Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam’ın sünnetini her şart ve zamanda canından, çocuğundan, ailesinden, malından, aşiretinden üstün ve önde tutanlar; bunun için mahkûm olmuş, muhacir olmuş, yaralanmış, işinden-okulundan olmuştur. Müslümanlar, kendilerinden öncekilerinin yaptıkları gibi herkesin umutsuzluğa ve ye’se kapıldıkları, artık her şeyin bittiğini, hiçbir şeyin yapılamayacağı düşüncesinin yaygınlaşmaya başladığı bir sırada öne atılmalı ve Cenab-ı Allah’ın, dinine yardım edene yardım edeceğini ve ettiğini göstermelidir.

Allah’ın dinine ve davasına hizmet ve Müslümanlara olan bağlılığı yüzünden tahkir ve taciz edildiği, çoğu insanın Müslümanlara yaklaşmadığı ve yaklaşmanın neticesinde canı dâhil her şeyinden olabileceği bir dönemde çok büyük fedakarlıklar gösterildi. Bu fedakarlıklarla İslam’ın ve Müslümanların aziz olmasına ve izzetinin korunmasına çalışıldı. Böylelikle, sonradan geleceklere hayırlı bir çığır açmaya vesile olanların gayretine katkı sağlandığı gibi, bundan sonra da ömürlerinin son nefesine kadar imkânları dâhilinde bunun böyle devam etmesi için hem kavli hem de fiili dua içinde olunmalıdır.

Kendini, ehlini ve Müslümanların imanını kurtarmaya çalışan fertlerin ve hareketlerin çalışmaları devamlı olmalıdır. Bu çalışmaların belli bir döneme, zamana ve belirli şahıslara ait olmadığını biliyor ve inanıyoruz. Bunun için zamanında hizmette bulunmuş ve çalışmada emeği geçmiş herkes, imkânı dâhilinde ömrünün son anına kadar mesuliyetinin gereğini yerine getirmelidir ve getirmekle de mükelleftir. Hiçbir mazeret onları hizmetten uzaklaşmaya ve mesuliyetlerini yerine getirmeye engel teşkil etmemelidir. Yapılanlar, söylenenler, söyletilenler, yazılan ve yazdırılanlar, Kur’an-ı Kerim ve sünnete muhalif bulunmadıkça, haram ve günah olmadıkça istediğimiz şekilde olmasa ve nefsimize ağır gelse bile yapılanlara mutlaka katkılarımızın en güzel ve en ideal şekilde olması için çalışmalıyız.

Hem bizler hem de bizden sonra gelenler; zamanında hizmet etmiş, hizmette emeği bulunan kardeşlerimizi hayırla anmayı istiyoruz. “Bir zamanlar iyiydiler, güzeldiler, hizmet ettiler, fedakârlık yaptılar. Onların gayretleriyle çok güzel şeyler oldu, oluyordu. Ancak şimdi pek görünmüyorlar veya son zamanlarda istenilen ve kendilerinden beklenildiği gibi değillerdir” denilecek duruma düşmeyelim. Kardeşlerimiz ellerini kaldırıp korku ve umut içinde yakara yakara içten dua ettikleri zaman onların duaları arasında yer alan taifeden olalım.

Zira nice kahramanlar görmüş, onlarla oturmuş ve konuşmuşsunuzdur. Allah’ın hudutları dairesinde yerinde ve cesurca çıkışların ne kadar güzellikler getirdiğini bilirsiniz.

Sıhhatimiz ve imkânlarımız el verdikçe çocuklarımıza, dost ve akrabalarımıza, hizmet ettiğimiz dönemdeki hayatımızın güzel tablolarını ve hatıralarımızı anlatmakla yetinmeyelim. Geçmişte yaptığımız güzelliklere ek olarak şimdiki yaşantımız, duyarlılığımız, hassasiyetimiz, İslam ve Müslümanlar için olan gayretimiz; çocuklarımızın, dost ve akrabalarımızın sohbetleri olsun. Onları harekete geçirsin ve gayrete getirsin. Geçmişte Allah’ın dini ve davası için hizmet etmiş ve hizmette emeği geçmiş her Müslüman kardeşimizden beklentimiz ve isteğimiz budur.

Cenab-ı Allah, İslam’a, ihlas ile hizmet etmiş müminlerin emeklerini heba etmez. Kendilerine gelmeleri ve uyanmaları için tokat vurabilir. Tokatlara muhatap olmadan kardeşlerimizin kendilerine gelmelerini istiyoruz. Üstad Bediüzzaman’ın konuyla ilgili ikazı, nasihati, hatırlatması ne kadar da manidardır!

“Hizmette hâlisen çalışanlara fütur geldiği vakit şefkatli bir tokat yerler, intibaha gelerek yine o hizmete girerler… Her ne vakit hizmete fütur verir, neme lâzım deyip hususî, nefsime ait işlerle meşgul olduğum zaman tokat yemişim. Hem de kanaatim geliyor ki, ihmalimden tokat yedim. Çünkü, hangi maksadım beni iğfale sevk etmişse, onun aksiyle tokat yerdim. Sair hâlis arkadaşlarımın da yedikleri şefkat tokatları, dikkat ede ede, benim gibi, hangi maksat için ihmal etmişse, onun aksiyle şefkat tokatlarını yediklerinden, kanaatimiz gelmiş ki, o hadiseler hizmet-i Kur’âniyenin kerametindendir.” (3)

Her kardeşimiz ve okuyucumuz; geçmişte İslam ve Müslümanlar için hizmet etmiş, çalışmış ancak herhangi bir sebepten ötürü şu anda görünmeyen Müslüman kardeşlerini unutmasın.

Akidelerine halel gelmedikçe, nifak içinde ve sürekli haram olan bir ortamda bulunmadıkça onları hayırla analım. Etrafımızda bulunan salih, yaşlı, hasta, dost, akraba, mağdur, ihtiyaç sahibi kimselerin ve başlarını okşamak için yetimlerin ziyaret halkasına katalım.

Biliyorlarsa bile ölüm ve ötesinin hesabını hatırlatarak haram ve günahta ısrar edilmedikçe hiçbir şeyin kenara çekilmeye ve uzaklaşmaya mazeret olamayacağını edep dairesinde hatırlatalım.

Hissi, nefsi ve duygusal olmayan samimi eleştirilerini değerlendirelim.

İslam’ı okumamış, anlamamış ve mesuliyetinin gereklerini bilmeyen kimseler ile; İslam’ı bilen ve zamanında sorumluluklarını yerine getiren kimselerin kenara çekilmesinin hesabının bir olmayacağını yine hikmetle anlatalım.

Geçmişte yapmış oldukları ve Müslümanların faydalandığı güzellikleri anlatarak bunun devamının beklendiğini söyleyelim. Şimdi kendilerine gelmezlerse ileride pişmanlığın belki fayda vermeyeceğini hatırlatalım.

Allah korusun Allah’ın hidayetine erdikten sonra kalbimizin haktan ayrılabileceği, ihsan ettiği rahmetinden mahrum olabileceğimizi unutmamak ve gafil olmamak gerektiğini hatırlatalım.

Cenab-ı Allah, kalbimizi ve ayaklarımızı hak yolda sabit kılsın.

Allah’a emanet olun.

-------------------------------------------------------------------------------------------

DİPNOTLAR

(1) Al-i İmran: 8

(2) Al-i İmran: 30

(3) Lem’alar, 10. Lem’a

Tiklayin, konuyu kendi sosyal aglarinizda paylasin.
 


Hidayete Erdikten Sonra Da Kalplerimizin Kayabileceğini Unutmayalım! Konusuna Ait Benzer Konular

Gitmeyi Öğrendim Ben..Sonra Dayanamayıp Dönmeyi
  Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.   Işığı gördüm, korktum.   Ağladım.    Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.   Karanlığı g Devamı...

Gösterim: 23 - Yanıt: 0 - Başlatan:Ayaz