* FANİ DUNYA


Radyo ip adresimiz değişti, radromuzu dinlemek için tekrar yükleyebilirsiniz.

FANİDUNYA FM MOBİL (Yenilendi)

FANİDUNYA FM

GOOGLE GRUP

ANDROID
Radyomuzu google playdan cep telefonunuza yükleyip dinleyebilirsiniz. Tıkla yükle
DİĞER TELEFONLAR
Google Chrome veya Firefox'a
http://5.135.14.22:7412
yazarak radyomuzu dinleyebilirsiniz

Android desteklemeyen telefonlarda dinlemek için tıklayınız

Radyomuzu bilgisayara yükleyerek bilgisayarınızdan dinleyebilirsiniz. Tıkla yükle

İSTEK PANELİ GİRİŞİ

 

Google grup sayfamızı ziyaret etmek için tıklayınız


Gönderen Konu: Allah Teala ve Hz. Peygamberin Hakları  (Okunma sayısı 28 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı KOYLU

  • *****
  • İleti: 1434
Allah Teala ve Hz. Peygamberin Hakları
« : Ocak 13, 2021, 04:46:40 ÖS »
Allah Teala ve Hz. Peygamberin Hakları

ALLAH-U TEÂLÂ’NIN KULLARI ÜZERİNDE HAKKI

Yalnız Ona Kulluk Etmek

Muâz İbni Cebel radıyallahu anh şöyle dedi: “Ben, merkeb üzerinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in terkisinde idim. Hz. Peygamber: “Ey Muâz! Allah’ın kullar üzerinde, kulların da Allah üzerinde ne hakkı vardır, bilir misin?” buyurdu.

Ben: “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah’ın, kulları üzerindeki hakkı, onların sadece Allah’a kulluk etmeleri ve hiçbir şeyi O’na ortak tutmamalarıdır. Kulların da Allah üzerindeki hakkı, kendisine hiçbir şeyi ortak tutmayan(lar)a azâb etmemesidir.” buyurdu. Ben hemen:

“Ey Allah’ın Rasûlü! Bunu insanlara müjdeleyeyim mi?” dedim.

“Müjdeleme, onlar buna güvenip tembellik ederler” buyurdu.(Buhârî, Cihâd 46; Müslim Îmân 48, 49)

Rasûlullah, terkisine aldığı sahâbîlerine yolda giderlerken bir şeyler öğretirdi. Bu kez de Hz. Muâz’a “Allah’ın, kullar; kulların da Allah üzerindeki hakkının ne olduğunu.” öğretmiştir. Kulların yalnızca Allah’a kulluk edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaları Allah’ın kullar üzerindeki hakkıdır. Bu, kullar üzerine vâcip ve lâzım bir haktır. Kulların böyle davranmaları halinde Allah Teâlâ’ya vâcip olmaksızın lâyık olan da onlara azâb etmemesidir. Çünkü bizim inancımıza göre hiçbir şey Allah’a vâcip değildir. Yani kimse onu bir şeye mecbur ve mahkûm edemez.

İslâm’ın emir ve yasakları herkes için geçerli ve gerekli olduğu gibi, kulluk yapmaktan muaf tek kişi de söz konusu değildir. İslâm dışı Müslümanlık iddiaları sadece bir aldatmacadır. İbadet kaçkınları ve kulluk yılgınlarının bu tür aldatmacalarına asla kapılmamak ve itibar etmemek gerekir. Bir muâfiyet söz konusu olsaydı, herhalde bu, Hz. Peygamber için olurdu. Kul için ümit, kulluk görevinin mümkün olduğunca yerine getirilmesinden sonra bir anlam ifade eder. Kulluk dışında kalarak, Allah kullarına ait ümidi paylaşmaya kalkışmak kimseye bir şey kazandırmaz. (Riyazü’s-Salihîn Tercüme ve Şerhi, Erkam yy. c.II)

Tevhidin zıddı şirk ve küfür karanlığıdır. Şirk ve küfür büyük bir zulüm ve apaçık bir sapıklıktır. Bu nedenle Müslümanın Allahu Teâlâ’nın ve Peygamberinin beyanı üzere gönderdiği hakiki tevhidi öğrenip, teslim olması imanının tescilidir. Bu yönden Yahudiler, Hıristiyanlar başta olmak üzere, İslam tarihinde de gulat fırkalarından birçok grup, Allah’ın has kulları olduğunu, onun sevgili kulları olarak özel konuma sahip olduklarını, diğerlerini batıl yolda olduklarını, sapıklık içinde olduklarını iddia etmelerine rağmen Cenab-ı Hak, onların bu iddialarının kuruntudan ibaret olduğunu açıkça beyan etmiştir. Kuruntunun göstergesi olarak da; Cenab-ı Hakk’ın getirdiği katıksız tevhidi, kulluğu, haram helal koyma yetkisini, yalnız O’na hasretme görevini benimsemeyip, Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme itaatten yüzçevirerek, inhiraf etmeleri gösterilmiştir. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim, insanların çoğunun Allah-u Teâlâ’nın varlığını kabul etmesine rağmen, bu inançlarını illâ ki şirkle karıştırdıklarını, yani Allah’ın murad ettiği, Peygamberinin beyan ettiği tevhidi tasdik etmedikleri vurgulamıştır. (Yusuf S., 106) Şairin dediği gibi, herkes Leyla’yı elde ettiğini sanıyor, ancak Leylâ ne onu, ne de bunu kabul ediyor.

Allah kat‎ında, O'na, O'nun zatı‎nda, s‎ıfatlarında, fiillerinde ortak ve benzeri olmad‎ً‎ığına, doğmadığına ve doğrulmadığına, ilmen ve itikaden inanı‎lmadan tevhid gerçekle‏şmez. Ayn‎ı ş‏ekilde, niyet ve amel olarak, ibadet ve taati yalnı‎zca Allah için yapmad‎ıkça, O'na boyun eğmedikçe, O'na yönelmedikçe, O'na tevekkül edip, O'ndan korkup, O'ndan beklemedikçe bu tevhid yine gerçekleş‏mez. Bunun anlamı‎, Allah Teâla’nın göklerin ve yerin Rabbi, içindekilerinin Yarat‎ıc‎ısı‎ olduğuna, bu âlemin egemenliğinin O'nun olduğuna, tasarrufunda bir ortağı bulunmadığı‎ً‎na, hükmünde hesap vermediğine, her ‏şeyin Rabbinin O olduğuna, her canl‎ıya O'nun rızık verdiğine, bütün iş‏leri O'nun evirip çevirdiğine, yaln‎zca O'nun yükselttiğine ve alçalttığına, yaln‎ızca O'nun verdiğine ve engel olduğuna, zarar ve yarar verdiğine, sadece O'nun izzetli ve zelil k‎ıldığına, onun d‎‏‎ışındaki her ş‏eyin ne kendisi için ne de ba‏şkası‎ için ne bir hayra ne de bir ‏şerre ancak Allah'ı‎n dilemesi ve izniyle gücü yettiğine inanmaktı‎r. Şüphesiz ki yarat‎ıklar hakk‎ında yasamada bulunmak sadece Allah'‎ın hakk‎ıd‎ır. Onları‎ yaratan, rı‎z‎ıklandı‎ran, her türlü nimeti onlara bah‏şeden O'dur. Onlar‎ı sorumlu kı‎lmak, emretmek, nehy etmek, helal ve haram‎ belirlemek de O'nun hakkı‎dı‎r. Çünkü O, insanlar‎n rabbi, meliki, ilahı‎dı‎r. O'ndan baş‏kas‎ını‎n rububiyet, mülkiyyet ve uluhiyyet hakkı‎ yok ki, hüküm ve teş‏rî hakk‎ı bulunsun. Dünya O'nun mülküdür. Allah'‎ın mülkündeki insanlar, onun kulları‎d‎ır. O, bu ülkenin efendisi ve hâkimidir, hükmetmek, yasa koymak helal ve haram kı‎lmak O'na; dinlemek ve itaat etmek ise kulları‎na düş‏er. Bu ülke vatanda‏şlar‎ından biri, bu ülkenin Efendisinin izni olmaksı‎zı‎n orada bazı‎lar‎ın‎ın emir ve nehiy, helal ve haram k‎ılmak, hükmetmek ve yasa koyma hakkı‎nı‎n bulunduğunu iddia ederse; O’nunla çatışmış olur. Bundan, Kur'an, ehl-i kitabı‎n ş‏irk içinde olduğuna hükmetmi‏ştir. Çünkü onlar yasama hakkı‎nı‎, haham ve rahiplere ve onlar vasıtasıyla krallara vermiş‏ler, onlar‎ın belirledikleri haram ve helallere itaat etmiş‏lerdir. (Yusuf el-Kardavî, Tevhidin Hakikatı, Özgün yy.)

Allah u Teâlâ’yı Zikretme ve O’na Şükretme

Rabbimizin kulları üzerindeki haklarından biri de zikir ve şükürdür. Kulun Rabbine karşı ilk ve en önemli vazifesi, O’nun güzel adını dilinden düşürmemek ve lutfettiği sayısız nimetlerden dolayı O’na şükretmektir. Allah Teâlâ, verdiği nimetler sebebiyle kullarının kendisine şükretmesini istemektedir. Nimeti verene şükür, bir kadir ve kıymet bilme işidir. Gördüğü iyilikler karşısında sessiz kalmak, en azından teşekkür etmemek ise nankörlüktür. Âyette “Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azâbım çok şiddetlidir” (İbrahim, 7) buyurulmak suretiyle kıymet bilmemenin kabalığı, çirkinliği ve cezalandırmayı gerektiren bir davranış olduğu ortaya konmaktadır.

“Beni anın ki, ben de sizi anayım” (Bakara, 152)âyet-i kerîmesi Allah’ı anma işinin tek taraflı olmadığını, kulun Allah’ı andığı gibi Allah’ın da kulunu andığını göstermektedir. Kulun Allah Teâlâ’yı anması demek, anlatıldığı üzere diliyle, kalbiyle ve bedeniyle Cenâb-ı Hakk’ı anması demektir. Zaten Allah Teâlâ’yı uyanık bir gönülle anan kimse, onun yasaklarından uzak durur. Diğer bir söyleyişle, dilindeki zikir onu kötülüklere yaklaştırmaz. Böyle bir zikrin karşılığı, Allah Teâlâ’nın kulunu anmasıdır. Cenâb-ı Hakk’ın kulunu anması ise, onu bağışlaması, ona çok sevap vermesi, hatta meleklerinin yanında ondan bahsetmesi demektir.

“Sabah akşam tevâzu içinde yalvararak, ürpererek ve sesini yükseltmeden Rabbini an. Sakın gafillerden olma!”(A‘râf, 205)

Bu âyet-i kerîme Allah Teâlâ’yı nasıl zikretmemiz gerektiğini hatırlatmakta ve bize dua ve zikir edebini öğretmektedir. Dua edecek veya zikredecek kimsenin önce sessiz ve sâkin olması gerekir. Sonra kul, Rabbinin büyüklüğü karşısında kendi zayıflığını ve güçsüzlüğünü düşünerek mütevâzi olmaya gayret etmelidir. Bir Melikten bir şey isteyen bile mahv ve inkisar içinde isterken, duada bağırıp çağırmak edepsizliktir.

Bütün kötülüklerin başı Allah Teâlâ’yı unutmaktır. Allah’ı hatırlamayan, O’nun kulları için hazırladığı hayat ölçülerine değer vermeyen kimseler, kendi basit zevk ve çıkarlarının içinde boğulmaları sebebiyle kendilerinden başkasını düşünmezler. Hâlbuki insan yaratıcısını ne kadar çok hatırlayıp anarsa, davranışlarına o nispette çeki düzen verir ve O’nun rızâsını kazanmaya bakar. İyi bir insan olmanın, dolayısıyla hem dünyada hem âhirette mutlu olmanın yolu her fırsatta Allah Teâlâ’yı anmaktır. Sabah, akşam, gece, gündüz, karada, denizde, hazarda, seferde, otururken, yatarken, işine giderken gelirken, sağlamken, hastayken, kısaca her zaman, her yerde ve her fırsatta Rabbini anmalıdır. İnsanın iki cihanda başarısı ve kurtuluşu buna bağlıdır. Şüphesiz zikirlerin en üstünü Allah’ın kelâmı olan Kur'ân-ı Kerîm’dir. Onu okumak ve hele manasını anlamaya çalışmak suretiyle okumak insana daha fazla sevap kazandırır. Allah’ı her an kalbiyle anmak yani O’nu kalbinden çıkarmamak en önemli zikirdir. Cenâb-ı Hakk’ı çok anmayı emreden âyetlerde işte bu hal anlatılmak istenmiştir. Hatta bu sebeple hayız ve cünüp olanların Allah’ı zikretmelerinde sakınca görülmemiştir.(Riyazü’s-Salihin Tercüme ve Şerhi, Erkam yy. c.6)

Hz. PEYGAMBER’E KARŞI VAZİFELERİMİZ

“Hayır, asla! Rabbine yemin ederim ki, aralarındaki anlaşmazlıklarda seni hakem kabul edip, sonra da verdiğin hükümden kalplerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam anlamıyla teslim olmadıkça, iman etmiş sayılmazlar.” (Nisâ, 65)

“Aralarında hükmetmeleri için Allah’a ve Rasûlü’ne çağırıldıkları zaman, mü’minlerin sözü sadece “işittik ve itaat ettik” demeleridir. Felâha, kurtuluşa kavuşacak olanlar işte bunlardır.” (Nûr, 51)

Mü’minlerin en önemli özelliği ve onları münafıklardan ayıran temel vasıf, Allah ve Rasûlünün sözlerini dinlemek ve itaat etmektir. Çünkü aynı sûrenin 47-50’nci âyetlerinde münafıkların nitelikleri anlatılır ve “Allah’a ve Resûlüne inandık ve itaat ettik.”deyip arkasından yan çizdikleri, aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasûlüne çağırıldıkları zaman da içlerinden bir kısmının yüz çevirdiğinden bahsedilir. Herhangi bir konuda şeriatın hükmüne çağırıldıkları zaman ona uymaları mü’minlerin üzerine farzdır. Bundan kaçınıp çekinmek ise haram kılınmıştır. Çünkü imanın ve itaatin gereği budur. Kurtuluşa erenler de sadece böyle davrananlardır.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme karşı ilk vazifemiz O'na imân etmek ve sünnetine sarılmaktır. Bu imân ve bağlılık O'nu sevmeyi, O'na salât ve selâm getirmeyi gerektirir. O’nu seven O'nu örnek alır. Fiillerine de tâbi olur. Dünya ve ahiretin saadeti de ancak bu vazifeleri yapmakla meydana gelir. Ayrıca, O'nun hakkında neyin caiz olup neyin caiz olmadığını ve ona göre hareket etmenin lüzumunu bilmek saadetin diğer bir sebebidir.

Hz. Peygamber'e İmân

Hz. Peygamber'in Nübüvveti'nin sabit, peygamberliğinin gerçek olduğuna iman etmek farzdır. Bir âyet-i kerimede, "... Allah'a ve Rasûlüne, indirdiğimiz nura (Kur'an'a) iman edin..." (Teğâbun, 8) buyrulur.

Sahih bir hadiste, "İnsanlarla, Allah'tan başka ilâh olmadığına şehadet, bana ve getirdiklerime imân edinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunu yaptıkları takdirde benden kanlarını ve mallarını, İslâm hakkı müstesna, korumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a aittir. " buyrulmaktadır. Buhârî, el-İman, 17 (I, 11-12)

Sünnete Tabi Olmak:

Hz. Peygamber'e imân etmek farz olduğu gibi, itaat etmek de farzdır. Allah'a ve Rasûlüne itaat Rasul'a itaat etmek, sünnetine sarılmak, getirdiklerini kabul etmekle mümkündür. (Kad-ı İyaz, Şifa)

Hz. Peygamber'e uymanın farz oluşu, sünnetine sarılmanın, getirdiği şeylerde O'nu örnek almanın da farz olduğunu ortaya koyar. Nitekim bir âyette, "De ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin, günahlarınızı mağfiret etsin..." (Al-i İmran, 31) buyrulur.

Diğer taraftan Hz. Peygamber'in emrine muhalefet etmek, sünnetini değiştirmek, sapıklık ve bid'at sayılmıştır. Bu tür bid'atları işleyenin azab göreceği birçok nasla bildirilmiştir. Nitekim bir âyet-i kerimede, "...O'nun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azab isabet etmesinden sakınsınlar"  (Nur, 63) buyrulur. (İbrahim Bayraktari Değişik Yönleriyle Hz. Peygamber)

Allah Rasûlüne Salavat Getirmek

“Allah ve melekleri Peygamber’e çok salavât getirirler. Ey mü’minler! Siz de ona çokça salât ve selâm getirin.” (Ahzâb, 56)

Hem Allah’ın hem de meleklerin Rasûlullah Efendimiz’e salavât getirmeleri, O’nun Allah katındaki değerini ortaya koymaktadır. Allah’ın, Peygamber-i Zîşân’a salavât getirmesi, ona merhamet etmesi, şan ve şerefini yüceltmesidir. Meleklerin Rasûlullah’a salavât getirmesi de, aynı şekilde onun kadir ve kıymetini anıp, yüce mertebelere erişmesi için Allah’a niyazda bulunmaları demektir.

Peygamber aleyhisselâm’a salât ü selâm getirmek farzdır. Efendimiz’e salâtü selâm getirirken Cenâb-ı Hakk’a şöyle dua etmiş oluyoruz:

“YâRabbî! Rasûl-i Ekrem’inin nâmını, şânını hem dünya hem de âhirette yüce kıl. Onun getirdiği İslâm Dini’ni bütün cihana yay ve bu dini dünya durdukça yaşat. Ona âhirette ümmetine şefaat etme hakkı ver ve kendisine sayısız sevap ihsan eyle!”

Salât ü selâm böylesine derin mânalar ihtiva ettiğine ve faydası hem bize hem de bütün Müslümanlara ulaştığına göre, salât ü selâm getirme hususunda kesinlikle cimrilik etmemeliyiz. (Riyazü’s-Salihin Tercüme ve Şerhi, Erkam yy., c.6)
İNTERNET RADYOMUZ 24 SAAT YAYINDADIR.

Yükleme linklerini görebilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye Ol veya Giriş Yap

RADYOMUZU  ANDROİD TÜM PROĞRAMLARINI DESTEKLER CEP TELEFONUNUZDAN DİMLEYEBİLİRSİNİZ. TIKLA, YÜKLE?

Yükleme linklerini görebilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye Ol veya Giriş Yap

DİĞER TELEFONLAR

Google Chrome veya Firefox'a

Yükleme linklerini görebilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye Ol veya Giriş Yap

Yazarak radyomuzu dinleyebilirsiniz

TÜM ÜYELERİMİZİ VE MİSAFİRLERİMİZİ SİTEMİZİ ZİYARETE VE PAYLAŞIMA BEKLİTYORUZ İNŞALLAH.

 


* BENZER KONULAR

Dikkat- Haram-Helal Hassasiyetimizi Kaybediyoruz Gönderen: FANİDUNYA.net
[Bugün, 08:07:59 ÖÖ]


İtiraf ve Özür 1 Gönderen: FANİDUNYA.net
[Bugün, 08:00:52 ÖÖ]


Aklımda Kalanlar Gönderen: FANİDUNYA.net
[Bugün, 07:47:05 ÖÖ]


Ana ve Babaya Güzel Davranalım Gönderen: FANİDUNYA.net
[Bugün, 07:40:25 ÖÖ]


Namaz Vakti Geçti Mi Gönderen: FANİDUNYA.net
[Bugün, 07:35:58 ÖÖ]


Semada ve Yeryüzünde İlk İşlenen Günah - Hased Gönderen: FANİDUNYA.net
[Bugün, 07:26:27 ÖÖ]


Bekir Çiçek - Beytullah - Mahşer Olacak 320 Kbps - ÖZEL SERİ Gönderen: FANİDUNYA.net
[Bugün, 12:56:14 ÖÖ]


Eyüp Hamis - Düet_ Gitar & Ney 320 Kbps Gönderen: FANİDUNYA.net
[Bugün, 12:51:05 ÖÖ]


Salih Amellerimizi Allah'ın Nimeti Bilelim Gönderen: KOYLU
[Dün, 10:05:22 ÖS]


Kalbimizde Allah-u Zülcelâl’in Sevgisi En Büyük Olsun Gönderen: KOYLU
[Dün, 10:00:07 ÖS]


Evliliًğin Maksadı‎ Evlat Yeti‏ştirmektir Gönderen: KOYLU
[Dün, 09:33:55 ÖS]


Melekler Allah'‎ Zikredenlere Dua Eder Gönderen: KOYLU
[Dün, 09:30:13 ÖS]


Dualar ve Adaplar Gönderen: KOYLU
[Dün, 09:21:55 ÖS]


Melekler Kimlere Dua Eder Gönderen: KOYLU
[Dün, 09:18:54 ÖS]


Müslüman Kimliği ve Sahabe Kimlik Nedir Gönderen: FANİDUNYA.net
[Dün, 10:40:55 ÖÖ]


Çevresindekilere Karşı Çok Duyarlı idi Gönderen: FANİDUNYA.net
[Dün, 10:35:03 ÖÖ]


Güzel Konuşurdu Gönderen: FANİDUNYA.net
[Dün, 10:32:43 ÖÖ]


Resûlullahın (s.a.v.) Taif Dönüşü Bir Müşrik Himayesinde Mekke’ye Girmesi Mesele Gönderen: FANİDUNYA.net
[Dün, 10:23:22 ÖÖ]


İmanı Farzları Haramları Öğrenmek Gönderen: FANİDUNYA.net
[Dün, 10:12:56 ÖÖ]


Babalar Evlatlarına Lâyık Olacak Anne Seçmelidir Gönderen: FANİDUNYA.net
[Dün, 10:08:11 ÖÖ]