Gönderen Konu: İnsan Başıboş Bırakılmamıştır  (Okunma sayısı 60 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi fanidunya NET

  • Administrator
  • *****
  • İleti: 5777
İnsan Başıboş Bırakılmamıştır
« : Eylül 19, 2022, 11:01:03 ÖS »
İnsan  Başıboş Bırakılmamıştır

Sebepsiz gelmedik bu âleme. Yaratılışımızda tarifsiz bir mana var. Hakkı batıldan, iyiyi kötüden, haklıyı haksızdan, mazlumu zalimden ayırmaktır aslolan. Her zaman haktan ve hakikatten yana tavır almaktır amaç. Zalime boyun eğmemek, mazluma kol kanat germektir yiğitlik.

En büyük hedefse Allah-u Teâlâ’ya kul olmak, kulluk bilincini kuşanmaktır. Kul olma bilincini kuşanmış bir insan artık mümindir ve Allah ve Resulü’ne inanmış, itaat etmiştir. O mümin ki malını ve canını Allah yolunda fedaya hazırdır.

Bu “Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak vadetmiştir. Kimdir sözünü Allah’tan daha iyi yerine getiren? O hâlde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır” (Tevbe, 111) ayetinde ifadesini bulmuştur.

Hani Mekke’ye gelerek Akabe mevkiinde biat eden Ensar’dan 70 kişi Resulullah’a biat ederken Abdullah bin Revaha sormuştu:

“Ya Resulallah! Rabbin ve senin için şartların nedir? “Resulûllah Efendimiz buyurmuşlardı:

“Rabbim için şartım O’na ibadet etmeniz, O’na hiçbir şeyi eş/ortak tutmamanızdır; kendi hakkımdaki şartım da canlarınızı ve mallarınızı nasıl müdafaa ediyorsanız beni de öyle savunmanızdır”. Abdullah bin Revaha, tekrar sormuştu: “Böyle yaparsak bize ne vardır?”

Resulûllah (aleyhisselâtu vesselâm) “Cennet vardır” demişti. Onlar da, “Ne kârlı alışveriş! Bundan ne döneriz ne de dönülmesini isteriz” demişlerdi. İşte bu ayet, Akabe’de biat edip, biatlarını hiç bozmayan bu asil topluk vesilesiyle nazil olmuş ve hepimize emredilmişti.

Elbette sebepsiz değildir âleme gelişimiz. Yaratılan bütün kâinat kendi lisanıyla Allah-u Teâlâ’yı zikrederken bizim gafil kalmamız mümkün mü? Üstelik bezm-i elestte ruhlarımız Allah-u Teâlâ’ya, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna, “Evet, sen bizim Rabbimizsin” (A’raf, 172) cevabını vererek kulluğunu ikrar ile yaratıcının yegâne güç ve hüküm sahibi olduğunu kabul edip “emanet”i yüklenmişken.

Bu kabul edişle başlamıştır bu âleme geliş serüvenimiz. Bu kabul ediş aslında hayatımız boyunca, yaratılış safhasında Rabbimize verdiğimiz söze uygun hareket etmeyi muhtevidir. Yani Rabbimizin hükümlerine itaat etmeyi, O’nun hâkimiyetine ram olarak hayatımızı idame ettirmeyi kabuldür ve bu “yaratıcı-kul” anlaşmasıdır.

Neden olmasın ki, var olmamızı, yaşayacağımız alanı, yaşam için gerekli ortamı hazırlayarak bize sayısız nimetler veren bir güce, böyle büyük bir yaratıcıya elbette kulluk edeceğiz. İtaat edilmeye layık hangi güç vardır Allah-u Teâlâ’dan daha güçlü, daha büyük?

Yerlerin, göklerin ve bütün bir kâinatın mülkünü elinde bulunduran, milyarlarca yıldızı, gezegeni ve galaksileri yaratan, düzene sokan ve düzen içinde devamını sağlayan; karada ve denizde yüz binlerce canlı türünü en mükemmel şekilde yaratan, her an yaratmaya devam eden, mükemmel şekilde idare eden; kısacası yerde ve gökte ne varsa kendisine ait olan, yaratması ve kendisine itaat ettirmesi “ol” demesi kadar kolay olan Allah-u Teâlâ’ya elbette itaat ve ibadet edeceğiz.

O halde en büyük hedefimiz, bezm-i elestte Rabbimize verdiğimiz söze sadık kalarak, yüklediği emanete sahip çıkmak; yaşantımızı, aile hayatımızı, beşeri münasebetlerimizi, alışverişimizi, muamelatımızı, devlet yönetimimizi kısacası yaşamımızın her alanını Allah-u Teâlâ’nın razı olduğu şekilde dizayn etmektir. Kısacası “…Allah’ın rızası ise bunların hepsinden daha büyüktür…” (Tevbe, 72) ayetini kendisine düstur edinerek “Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan razı olmuştur” (Beyyine, 8) ayetine muhatap olabilmektir en büyük ve en nihai hedefimiz!

Buna rağmen insanların çoğu, dünyaya geliş amacının farkında değildir. Öyle ki bu âlemi oyun ve eğlenceden ibaret zannediyor.

Kendisine yüklenilen misyonun farkına varmak şöyle dursun, yaratılan olduğu halde yaratan gibi hükmetmeye çalışıyor, mahlukken malik gibi davranıyor. İşte bu, şeytanın bile cesaret etmediği büyük bir cehalettir. Herhangi bir uzvu ağrısa çaresiz kalan, doğal afetlerde, rızık konusunda çaresiz kalan kısacası doğarken çaresiz, yaşamda çaresiz ve ölürken çaresiz olan insanın kendisine fazla güvenerek yaratılış gayesini unutması ne büyük gaflettir.

Hele, bu dünyaya sebepsiz geldiğini ve başıboş bırakıldığını zannetmesi tam cehalet. Allah-u Teâlâ, her türlü ahlaksızlığın yapıldığı bir dünyayı neden yaratsın ki? Kur’an-ı Kerim’de, “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zannediyor” (Kıyâme, 36) buyrularak başıboş bırakılmadığımız anlatılır. Demek ki, amacımız var.

Biz, Allah-u Teâlâ’nın arzını fesada uğratan, kötülüğü, sapkınlığı ve ahlaksızlığı bilinçli bir şekilde yaygınlaştıran güruhla mücadele için yaratıldık. Allah’ın yarattığı arzı fesada uğratmaya çalışan şeytanın çocuklarıyla mücadeledir hedefimiz. Bu mücadelenin sonunda Allah-u Teâlâ’nın rızasını kazanırsak ne mutlu bize…

Siyami Akyel:

RADYO DİNEME LİNKİMİZ.
Yükleme linklerini görebilmek için üye olmanız gerekmektedir. Üye Ol veya Giriş Yap

 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41